Canımı Sıkan Şeyler…

Düşüncelerimi dile getirmek, onları yüzeye çıkarmak ve insanların gözünün önüne sermek çok güzel bir his veriyor bana. İşte bu sebeple yazıyorum ya yazılarımın çoğunu. Ha bu aralar fazla ilgilenemiyorum yeni işim yüzünden ama olsun bunu da düzen içine sokacağım merak etmiyorum yani 🙂

Bazı insanlar anlayışsız olabiliyor. Bazı insanlar canınız oluyor amma velakin bu kişiler de her daim yanında olmanızı istiyor. Bu her zaman mümkün olmuyor elbet. Hangimizin ışınlanma gücü var? Bazen Messenger programını sadece bir kişiye bakmak ve eğer var ise yani oradaysa onunla konuşmak için açıyorum. İnanın çevrimdışı durumda oluyorum onu görene kadar. Ya da bakıyorum ki yok çıkıyorum hemen. Çünkü biliyorum ki ben çevrimiçi olursam olamayacak kişiler dahi (sözüm meclisten dışarı) yazacak yada birşey soracak ve ben eğer o durumda cevap veremeyeceksem karşı tarafa kırıcı davranabiliyorum. Bu biraz beni de sıkan birşey tabiiki. Ki hiçbir insanın kalbini kırmak istemeyen, kimseye kötü bir söz söylemek istemeyen ve mümkünse hiç ağız dalaşına girmek istemeyen biriyim. Bunun tek sebebi insanları kırmaktan hoşlanmadığım, yoksa sınıf ayrımı gibi bir sebebim yok ki sevmiyorum böyle şeyleri…

İşte bu durumdan yola çıkarak diyorum ki; Bazı insanlar sizin her an yanınızda olamayabilirler, gelemeyebilirler yahu, dedim ya kimsenin ışınlanma makinası yok! Ha bu yazıyı yazmaktaki amacım şimdilerde olan birşey değil aslında çok eski bir meselenin sebep olduğu bir can sıkıntısı. Çoğu şeyi unutamadığımdan kaynaklanan bir sıkıntı.

Nefret ediyorum bu allah vergisi unutmama, unutamama hissimden ki bazen işe yaradığı da oluyor. Hafızam kuvvetli bulunuyor her an, işimde gerekli olan birinci şart ta, güçlü bir hafıza ve ezber..

Ya işte böyle, şimdi özet geçersek insanları kırmaktan kaçınmak lazım ama o kişiyi sadece lazım olduğunda aramaktan da kaçının, yani aklınıza geldiğinde de arayın, ihtiyacınız olduğunda değil…

Neyse gene “gece saat geçe geliyor” cümlelerini duyuyorum ben daha geceye doyamamışken…

Selametle…